ANASAYFA BİYOGRAFİ SEMPOZYUM TEDAVİLER PROLOTERAPİ EĞİTİMLER MAKALELER VİDEOLAR İLETİŞİM

Detoksifikasyon (Arınma)

         Metabolizmada,  her an binlerce metabolik reaksiyon olmakta ve bu metabolik reaksiyonların yıkım ürünleri, açığa çıkan toksinler, serbest oksijen radikalleri vücudun  arınma mekanizmalarında öğütülmekte ve organizma temizlenmektedir. 

Vücudumuz detoks mekanizmalarını çok iyi bilir ve uygular. Ancak petrokimya sanayinin gelişimine parelel olarak doğal hayatın ağır metallerle ve toksinlerle zehirlenmesi sonucu, vücudumuzun baş edemeyeceği kadar güçlü toksinlere ve toksik bir yaşama maruz kalmaktayız. Besin katkı maddeleri, sanayi artıkları,  çözücü eritici kimyasallar, petrol ürünleri, temizlik malzemeleri, formaldehit, tolüen, benzen gibi toksinlerin yaşamımızla iç içe geçmesi sebebiyle, yaşamımız detoksifikasyon için tıbbi yardıma ihtiyaç duyar hale geldi.     Karaciğer detoksifikasyonda çok önemli olan karmaşık bir organdır.

1-Kan fitrasyonu

2-safra oluşumu

3-Evre-I detoksifikasyon reaksiyonları(Sitokrom  P450 sistemi üzerinden olan nötralizasyon zinciri )

4-Evre-II detoksifikasyon reaksiyonları( Glutatyon sistemi üzerinden olan eliminasyon eylemleri)  karaciğerde cereyan eden süreçlerdir. Glutatyon önemli bir detoksifikasyon zinciridir. C-Vitamin desteği Glutatyon düzeyini artırır ve anti-oksidan etki yapar.

Deve dikeninden elde edilen flavanoid komplexi olan Silimarin, karaciğer detoksifikasyonuna yardımcı olan önemli bir fitoterapötik ajandır.  Alerjik reaksiyon diyerek ilaçlarla tedavi etmeye çalıştığımız  klinik durumların çoğu, kolonhidroterpi, detoksifikasyon, şelasyon tedavisi, ağır metal eliminasyonu, ozon tedavisi, nöralterapi, homeopati ile tedavi edebileceğimiz durumlardır.

Aşırı yüklenmiş bir organizmada toksin birikimi klinik olarak aşağıdaki şekilde kendini gösterebilir.

1-Sedef hastalığı

2-Akne

3- Sürekli baş ağrısı

4-İltihaplı hastalıklar ( fronkül, abse, karbonkül, reaktif artrit v.s.)

5-Otoimmun hastalıklar

6-Kronik yorgunluk sendromuSağlıklı bir arınma yönteminden sonra bu klinik durumlar düzelir. Aksi takdirde baskılayıcı ilaçlar kullanmakla, sorunu çözmek yerine ötelemiş oluruz.Vücudumuzda biriken ağır metaller:Kurşun, civa, kadminyum,arsenik, nikel ve aliminyum en sık maruz kaldığımız ağır metallerdir.  Ağır metaller  beyin, böbrek ve bağışıklık sisteminde yığımlanma eğilimindedirler. (1) 1-Passwater R.A. and Cranton E.M. “Trace elements, hair analysis, and Nutrition”  New Canaan, CT:Keats, 1983

        Ağır metal birikiminin ilk belirtileri belirgin değildir. Genellikle başka durumlara mal edilirler.

Erken belirtiler: Baş ağrısı, yorgunluk, kas ağrıları, hazımsızlık, ürperme, kabızlık, kansızlık, solukluk, baş dönmesi ve koordinasyon bozukluğudur.  Pek çok araştırmada çocukların dikkat eksikliği sorunlarında ağır metal birikimi suçlanmıştır. (2) 2-Pihl R. and Parkers M. “ Hair element Content as a Predictor of Learning  Disabled Children” Sicence 198, page 204-6, 1977

Modern yaşamın iş kollarının bazılarında, ağır metale maruz kalma ihtimali daha barizdir. Pil, akü yapanlar, benzin istasyonları çalışanları, matbaacılar, motor tamircileri, lehimciler, dişçiler ve mücevher işlerinde çalışanlar ağır metal birikimine daha sık maruz kalırlar. Zehirli maddelerin barsaktan emilimini azaltmak için lifli gıdalarla beslenme tavsiye edilir. Bu lifler, sebzelerde, yulaf  kepeğinde, pektin ve reçinelerde bulunur.   Saçın mineral analizi sonucu ağır metal yüklenme miktarı anlaşılır. 10 kilodan fazla kilo almak, Diyabet , Safra taşı , Yüksek miktarda alkol kullanımı,  Sedef  hastalığı,  Doğal ve sentetik steroid kullanımı, östrojen ve OKS kullanımı,  Belli kimyasallara ve ilaçlara uzun süre maruz kalmak,  Viral hepatit  durumlarında ağır metal yüklenmesi göz ardı edilmemelidir.

KARACİĞER VE KANI ARITMA SİSTEMİ:

        Karaciğerin detoksifikasyon sürecindeki ilk görevi: Karaciğer, dakikada yaklaşık 2 litre kan süzer. Zehirlerden arındırır. Kalın barsaktan portal sistem aracılığıyla karaciğere  gelen toksinleri elimine etmesi bu süzme eylemi sonucudur.  Kolondan gelen bu kan endotoksinler, antijen-antikor kompleksleri ve bir çok başka zehirli madde yüklüdür.  Düzgün bir karaciğer kanı yeniden sisteme aktarmadan önce toksinlerin %90 ını temizler. Ancak karaciğerde sorun varsa bu süzme işlevi çöker.

        Karaciğerin detoksifikasyon işlevinin ikinci aşaması safra sentezlenmesi ve salgılanmasıdır. Karaciğer günde yaklaşık 1 litre safra üretir. Barsaklara giden safra ve toksinler lifli gıdalar tarafından emilir ve atılır. Ancak lifli gıdalarla beslenmiyorsa bu toksinler barsaktan atılamayıp absorbsiyon yoluyla tekrar sisteme alınır.  Safranın bir diğer faydası, barsaktaki yağ ve yağda çözünen vitaminlerin  emülsifikasyonlaştırıp emilimlerini kolaylaştırmaktır.

        Karaciğerin detoksifikasyondaki üçüncü rolü Sitokrom P450 sistemiyle, toksinleri nötralize etmesidir. Sitokrom P450 sistemi, 100 kadar enzimden oluşur.  Her enzimin belirli tip kimyasallara  afinitesi vardır. Bazı insanlarda bu sistem çok aktif iken bazılarında daha az çalışır durumda olmaktadır. Sitokrom P450 sistemleri iyi çalışanlar, yıllarca sigara içerken vücutları bu sigara toksinlerini rahatlıkla bertaraf edebilmektedir. Ancak Sitokrom P450 sistemleri daha az çalışanlar birkaç on yıl sigara içmekle akciğer kanserine yakalanmaktadırlar. Yani bu sistemin çalışıp çalışmaması, kronik hastalıklara ve kansere yakalanma riskimizi belirlemektedir. Sitokrom P450,  nötralizasyon  işlemiyle, toksinleri suda çözünen yan ürünler haline getirirse böbrekle atılım daha kolay olacaktır. Ancak serbest radikallere dönüştürürse , bu serbest radikallerinde derhal anti-oksidan sistemlerle nötralize edilmesi gerekmektedir. O aşamada ise Karaciğerin detoksifikasyondaki dördüncü aşaması devreye girecektir. ( Şekil :1. Karaciğerde Detoksifikasyon işlemleri)  

        Dördüncü aşama Glutatyon sistemidir. Bu sistem sistein, glutamik asit ve glisin den oluşan üç aminoasitli küçük bir peptiddir.  Şelasyon yaparak toksinleri bağlar. Çoğu kimyasal atıklar, ağrı metalar, çözücüler, böcek ilaçları yağda çözünürler. Bu nedenle atılımları çok zorlaşır. Bedenin yağda  çözünen bileşikleri atmasının ilk aşaması safrayla atmasıdır. Ancak safrayla atılan toksinlerin %90 ı tekrar emilmektedir. Yağda çözünenleri, Glutatyon yardımıyla bağlayarak, merkaptat denilen suda çözünen forma getirir. Böylece atılım sağlanır.  Sitokrom P450 ile Glutatyon sistemi arasında  hassas bir denge var.  Bu dengenin bozulması terazinin diğer tarafının ağır gelmesine organizmanın o kısmında aksama olmasına yol açar.Sitokrom P450 sisteminin sadece karaciğerde değil, vücudun başka dokularında ve hatta  beyin dokusunda da bulunduğu iddia edilmektedir. Alzeimer ve Parkinson hastalıklarında bu sistemin görev yapmadığı suçlanmaktadır. Sitokrom P450 sistemine yardımcı olacak besinler: Bakır, Magnezyum,Çinko, C-Vitamini ile Sitokrom P450 sistemi desteklenmelidir.Ancak Glutatyon sistemi iyi çalışmayan bir hastanın Sitokrom P450 sistemini uyarmak doğru değildir. Çünkü bu iki sistem birbirini tamamlayıcı ve destekleyici olarak çalışırlar. İkinci aşamada görevli olan Glutatyon sistemi çalışmazsa, Sitokrom P450 nin ürettiği yan ürünler ortamda birikir ve karaciğer ciddi zarar görür.

Sitokrom P450 yi aktive eden maddeler:

İlaçlar: Alkol, Sigara dumanındaki nikotin, Fenobarbütal, Sülfonamidler, Steroidler

Besinler: Lahana, Brokoli, Brüksel lahanası, Kömür ızgarasında pişirilmiş etler (yüksek oranda zehirli bileşenleri sebebiyle) Yüksek protein diyeti, Portakal ve mandalina

Vitaminler: Niyasin, Riboflavin, C-Vitamini

Bitkiler: karaman kimyonu, dereotu tohumu

Çevresel toksinler: Karbon tetraklorid, Egzos dumanı, Boyalardan çıkan gazlar,Böcek ilaçlarıBesinlerden, Lahanagiller ailesi hem Sitokrom P450 hem de Glutatyon sistemini uyarır.  İndol-3-karbinol içerirler. Bu molekül hem karaciğerde hem de barsakta detoksifikasyon sağlayan bir anti kanser kimyasalıdır. (3)   3-Beecher C.W.W. “ Cancer preventive properties of varieties of Brassica oleracea: A review” Am J Clin Nutr 59,(suppl) page: 1166s-1170s , 1994

Portakal,Mandalina ,Karaman kimyonu ve dere otu tohumu Limonen içerirler. Limonen deney hayvanlarında antikanserojen olduğu saptanan bir fitokimyasaldır. (4)  4-Crowell P.L. and Gould M.N. “Chemoprevention and Therapy of  Cancer by d-Limonene “ Critical Rev Oncogenesis 5 , page 1-22  1994Ancak greyfurtta bulunan Naringenin maddesi genel bilgilerimizin tersine sitokrom P450 nin gücünü %30 oranında azaltmaktadır. Yüksek oranda ilaç kullanıyorsanız greyfurt kullanmamanız gerekir.

Sitokrom P450 sistemini inhibe edenler:

İlaçlar: Benzodiazepinler, Antihistaminikler, simetidin ve mide salgısını önleyen ilaçlar, ketakonazol, sülfanfenazol

Besinler: Greyfurt suyundaki Naringenin,  Zerdeçal baharatındaki Kurkumin, Acı kırmızı biberdeki Kapsaisin, Karanfil yağındaki Öjenol

Diğerleri: Yaşlanma, barsaktaki patojen bakterilerden üreyen toksinler.Hint safranına sarı rengi veren bileşik olan kurkumin, Sitokrom P450 yi baskılarken, Glutatyon sistemini aktive eder.  Bu etkisi kanser önlemede çok yararlıdır. (5 )  5- Nagabhushan M, and Bhide S.V. “ Curcumin as an inhibitor of Cancer”  J.Am Coll Nutr 11 page:192-198, 1992

Sigara içen veya sigara dumanına maruz kalanların ana bileşeni zerdeçal olan köriyi kullanmaları oldukça faydalıdır. Ayrıca günde 500 mgr C.vitamini takviyesinin,  Glutatyon sistemini önemli derecede güçlendirdiği çalışmalarla saptanmıştır.

Sitokrom P450 sisteminin iyi çalışması ve için önerilen besinler: Lahanagiller (lahana, Brüksel lahanası, brokoli), B-vitamininden zengin besinler (mayalı besinler, tam tahıllar), C-Vitamininden zengin besinler ( Biber, lahana, domates) Trunçgiller ( portakal, mandalina) (Greyfurt pek önerilmiyor.) 

        KARACİĞER DETOKSİFİKASYON SİSTEMİNİ DESTEKLEMEK İÇİN TAMAMLAYICI TIP YÖNÜNDEN TEDAVİ PROTOKOLÜ: 

Beslenme: Sağlıklı bir karaciğer için aşağıdaki 3 şeyden uzak durmanız gerekir:

1-Doymuş yağlar

2-Alkol

3-Rafine şeker

Yağ oranı yüksek olan bir diyet kolestaza neden olur. Ancak lif oranı yüksek olan bir diyet, safra salgısını arttırır.

Karaciğeri koruyan gıdalar şunlardır:

1-Yüksek sülfür içeren gıdalar: Sarımsak, baklagiller, soğan ailesi, yumurta

2-Suda çözünen  lifli gıdalar: Armut, yulaf kepeği, elma , baklagiller

3-Lahana ailesi: Brokoli, Brüksel lahanası, lahana

4-Enginar, pancar, havuç, karahindiba, pek çok yeşil yapraklı ve baharatlar( zerdaçal, tarçın ve mayan kökü)

Ortomoleküler tıp yaklaşımıyla mineral ve vitamin takviyeleri verilmesi önemlidir.  Bakır, Magnezyum,Çinko, C-Vitamini ile Sitokrom P450 sistemi desteklenmelidir.

Nöralterapinin bir organın ve sistemin çalışması üzerindeki etkisi hayati önem arzetmektedir.  Bir organın özellikle karaciğerin, gerek segmental, gerekse gangliyon çölyak üzerinden uyarılması, karaciğer segmentiyle ilişkili olabilecek bozucu alanların regüle edilmesi organın daha aktif ve düzenli çalışmasına destek verecektir.

Fitoterapi bakış açısıyla: Karaciğer dostu olan Silimarin in destek ürün olarak risk gruplarına verilmesi, önemlidir. Silimarin , C ve E vitaminlerinden kat kat daha güçlüdür. Glutatyon sistemini %35 gibi yüksek bir oranda artırmaktadır. Glutatyon sistemi ne kadar güçlüyse karaciğerin detoksifikasyon etkisi o kadar güçlüdür. Kanserden koruma, toksinlerin dokuya zarar vermesinden koruma, sirozdan koruma ve alkolun zararlarından korunma , konusunda  Silimarin altın değere sahip bir moleküldür. Rowacholl gibi karaciğer ve  safra sistemleri üzerine etkili drogların 3 ay gibi bir zaman diliminde kullanılması önemlidir.Dokudan ağır metallerin eliminasyonu için Almanya Gissen Üniversitesi Tamamlayıcı Tıp Kürsüsünden Prof . Dr. Hergert ve Prof.Dr. Hüseyin Nazlıkul un önerdikleri fitoterapötik ajanlarla şelasyon tedavisi bu aşamada önemlidir. Bir yosun derivesi olan Chlorella    ve Coriander’in (Kişniş Tohumu) günde 3 defa kullanılması ve bu tedavinin 6 ay devam etmesi önemlidir.Ayrıca sağlıklı bir barsak florası için gayta analizi, besin alerjisi testi önerilmektedir. Candida hakimiyeti olan bir kolonda mutlaka Probiotikler ve Dida kullanılması önerilmektedir.Haftada 1 veya 2 doz  rektal ozon uygulanması ve 5 gün arayla 3 defa kolonhidroterapi yapılması, tamamlayıcı tıp disiplini içerisinde hastalarımıza sunacağımız mükemmel bir koruyucu hekimlik hizmetidir.Bu tedaviler mutlaka hekim tarafından yapılmalıdır. Hekim denetiminde yapılmalıdır. Tek başına bu uygulamalardan herhangi birinin hekim bilgisi dışında kullanılmasının, bir anlamı olmadığı gibi, sakıncalı sonuçlar doğurduğu da bilinmektedir.