ANASAYFA BİYOGRAFİ SEMPOZYUM TEDAVİLER PROLOTERAPİ EĞİTİMLER MAKALELER VİDEOLAR İLETİŞİM

Hasta ve Hekim ilişkisine Tarihsel bir Bakiş

Bir rivayete göre” Tanrı yer yüzüne inse hangi mesleği seçerdi ?” sorusuna cevap arayan meraklılar : sonunda şu üç cevabı alırlar.

  1. Öğretmen
  2. Hakim
  3. Doktor

Bu üç meslek ilahidir. Hak için, hak adına yapılmalıdır. Günümüzün sağlık çalışanları ve sağlık yöneticileri, sağlık hizmeti alan hastalar bu hikayeye ne derler bilemem ancak, tarih sayfaları arasında dolaşmadan önce bu hikayeye kalpten inandığımı belirterek yazıma başlamak istedim.

İbnisina Asıl adı Hüseyin, dedesinin adı Sina olan, İbni sina, Samanoğulları saray hekimliğine kadar yükselmiş. Samanoğlu sarayının olduğu kadar halkın gözünde de saygın ve ilahiye yakın bir makama sahipti.(MS 980-1037)  Batı dünyasında Avicenna adıyla bilinir Farisi  hekimin, geçim sıkıntısı yoktu ve olma ihtimali de yoktu. Günde yüzü aşkın hastaya bakması beklenmiyordu ondan. Tam gün yasası nedir bilmezdi. Performans, döner sermaye o zamanda yok idi. Ülkesi de batı ile doğu arasına sıkıştırılmamış idi. Saray hekimliği makamına yükselmeden önce de geçinebilmek diye bir düşüncesi ve çabası olmadı zaten. İbnisina, o günün şartlarında, İslamın katı kurallarından çok çekti. Bilimsel çalışmalarını yürütmek için kadavraya ihtiyacı vardı. Bu da İslam dünyasında ulaşılamaz bir durumdu. İbnisina da mecburen geceleri, mezar soygunculuğuna başlamıştı. İnsan anatomisine hakim olması gerekiyordu. Bulduğu çözüm mezar hırsızlığı olmuştu. Bilim adına bu çabaları onun adının halen yaşamasının ana nedenlerindendir. Bu sebeplerledir ki, kitapları Avrupa da dört asır boyunca ders kitabı olarak okutulmuş, önemli bir acem hekimdir.

İbnisina hastaların evine davet edilir, ya da hastaları onun huzuruna gelirdi. Hastayla uzun uzun konuşur, kafasında muayeneye nerden başlayacağı ve nelere dikkat edeceği konusunda net bir tablo oluşunca muayeneye geçerdi. Hastanın cildine dokunmadan önce, rengine bakardı : kılları canlımı? dipleri kepeklenmiş mi? Dik mi duruyorlar yatık mı? bir yerde fazla kıllanma var mı? Ciltte bir kızarıklık, morarma, sarılık var mı? Yara izi, hayvan ısırığı izi,… evet bakmak için, sadece cilde bakmak için, şöyle bir muayeneye giriş yapmak için yapardı. Sinanın torunu Abdullah ın oğlu, Hekim başı Hüseyin, Buhara dan, Acem diyarından bu güne gelseydi, bizim otomatik, hiç hastaya elini sürmeden, hatta soymadan, başımızı bile kaldırıp hastanın yüzüne bakmadan yaptığımız muayeneleri görse ne derdi acaba?

-Neren ağrıyor?

-Dizim ağrıyor.. Dün ak…..

-Şu filmi çektir gel.

Sonra filme bakar ve

-Şu ilacı kullan.

Dokunmayı unuttuk. Hastalarımıza dokunmuyoruz. Öyle ki arada halen geleneksel tababete yatkınlarımız hastadan soyunmasını isteyince hasta da şaşırıyor. Dokunmadan, cilt ısısını, nabzını, fasiya gerginliğini, kas spazmını değerlendirmeden hastanın değil, o aptal fotoğrafların ( grafiler, tetkikler..) değerlendirmesini yapıyoruz. Tetkikleri, grafileri tedavi ediyoruz ve hastayı tedavi ettik sanarak. Teknolojinin baş döndürücü hızla gelişimi biz hekimlere çok önemli imkanlar ve kolaylıklar sundu. Ancak bu tembelleşmemize neden olmasın lütfen, bize sunulan bilimsel nimetler daha kaliteli hizmet sunmamıza sebep olsun.

Vücudumuz her türlü veriyi alabilen açık bir bilgisayar gibi çalışır. Bir olumsuz tavır, sıcak bir rüzgar, soğuk bir esinti, tatlı bir lokma, sırtınımıza gelen bir darbe bunların hepsi vücut denen bilgisayarımıza girdi olarak alınıp işlenir ve sonuçta bir çıktı verilir elimize. Bu uyarana, uyaranı işleyen sisteme ve sürece göre farklı bir çıktıdır. “Aynı klinik tablo, farklı patojenler tarafından oluşabilir.( relasyon patogenezi) Yani aynı hastalık farklı sebeplerle olabilir. O halde aynı hastalık farklı tedaviler gerektirebilir. Yani her osteoartrite aynı ilacı yazmamalısın. Etiyopatogenez veya patogenler farklı olabilir. Bu sonuca o rutin tetkiklerinden çok hastanı detaylı muayene ederek, kineyolojik ( kas-sinir-endokrin cevap) değerlendirmeni yaparak , nörovejetatif sistemin, lenfatik sistemin, sağlıklı bir kolonun ve yenilenmiş bir temel maddenin incelenmesini yaparak ulaşabiliriz.

Bütün bunları dikkate alarak, teknolojinin nimetlerini de bilinçli kullanarak, yaptığımız tanı ve tedavi yöntemlerinde asıl amacımız olan “önce zarar verme” , sen bir makine tamir etmiyorsun, asıl şifa organizmanın kendi kendini tamir gücündedir. Samuel Hahnemann 1840 larda bu içsel tedavi gücüne”Dinamis” demiştir. Bizler modern çağ hekimleri olarak, bu evrensel gücün idrakinde olarak, teknik ve teknolojiyi yanımıza alarak, (onun peşinden sürüklenmeden) bilimin rehberliğinden asla ayrılmadan , mesleğimizin tanrısal yönünden taviz vermeden yürümeliyiz.