ANASAYFA BİYOGRAFİ SEMPOZYUM TEDAVİLER PROLOTERAPİ EĞİTİMLER MAKALELER VİDEOLAR İLETİŞİM

Hiç Eskimeyen Moda

ANTİAGİNG

Yaşamak, ama yaşlanmamak. İnsanoğlunu peşinden sürükleyecek iki kelime. Sürüklüyor da. Yunan Mitolojisindeki “Gençlik Pınarı”, Anadolu masallarındaki “Ab-ı Hayat”, Ortadoğu halklarının ortak destanı olan Gılgameşteki, “ölümsüzlük arayışı”, Lokman Hekimin  ırmağa uçan ölümsüzlük reçetesi. Demek ki bu son zamanların  modası antiaging , hep modaymış.

Peki bu konunun, kapitalist ekonominin en iyi satan metası olmanın yanında, bilimsel yönü nedir? Tamamlayıcı tıp konularını bilimsel çerçevenin içinden gören bir hekimin kaleminden bunu irdelemeye çalışacağım.

Neden ve Niçin yaşlanıyoruz: Bu soruya verilen 300 cevaptan sadece temel 5 teoriyi yazmaya çalışacağım.

1-Telomeraz teorisi: Her hücre bölünmeden sonra kromozomlarda kısmi DNA kaybına uğrar. Bunun sonunda sürekli bölünen ve oluşan yeni hücrede telomer kısalır ve biter. Artık hücre bölünemez ve yaşlanır. Ölür. Her hücre 50-150 kez bölünür. Her 5 günde bir mide mukozası tamamen yenilenir. Yağ dokusu her 3 haftada bir değişir. Koku epitelyum 4 haftada bir yenilenir. Deri Hücreleri en fazla 14-15 gün yaşarlar. Aslında  gelecek yıl şuandaki hücrelerimizin %98 i değişmiş olarak hayatımıza devam edeceğiz. Ölümsüzlük enzimi (Telomeraz), 1984 yılında keşfedilmiş.  “Bu enzime, hücrelerin hangi sıklıkta bölündüğünü unutturursak daha uzun yaşarız.” Gelecekte on yılda bir biyolojik saatimizi geriye almak için gen teknolojisine baş vuracağımızı ön gören bilim adamları var.  Biyolojik saati böylece geriye alırız çalışmaları yapılmış ancak bu çabalar sadece bazı hücrelerin ömrünü uzatmakta başarılı olmuştur.

2- Hormon Teorisi: Hormonlar sistemik etkiye sahiptir. Yaşlanmayla birlikte hormon üretimi azalır. Bu durum önemli bazı proteinlerin oluşumunda azalmaya neden olur. Osteoporoz , kas hacminin azalması,menapoz, andropoz, zihinsel faaliyetlerin azalması sonucu yaşlanma oluşur. Yıllar geçtikçe vücudumuzun hormon dengesi bozulur.Yorgunluk,hastalık ve unutkanlıktan yakınırız. Vücudumuzu bir arabanın motoruna, hormonlarıda motorun yağına benzetirsek,yağ seviyesi düşükse motor zarar görür.çok fazla yağda zarar verir.

Hormon dengesizliğine yol açan nedenler:

1- obesite

2- uykusuzluk

3- stres

4- hastalıklar

5- yanlış beslenme

6- bedensel aktivite eksikliği

Yaşlandığımız için hormon düzeyleri düşmüyor,hormon düzeyleri düştüğü için yaşlanıyoruz.

Tüm memelilerin yaşam süresinin saptanması 7 kuralına uyar.Yaşam süresi her türün iskelet gelişmesini tamamladığı sürenin 7 katıdır. İnsan türü iskelet gelişimini 20-25 yılda tamamladığına göre,insan için yaşam süresi 7 x 20-25=140-175 dir. O halde hormonlarımızın biyolojik düzeyde tutmayı başarırsak,175 yıl yaşayabilmemiz lazım.

Örneğin melatonin düzeyi 45 yaştan sonra önemli düzeyde düşer. Bu düşüş zincirleme bir reaksiyonla diğer hormonların da azalmasına neden olur. 65 yaşındaki insanların yarısı yok denilecek kadar az büyüme hormonlarına sahiptir. Endokrin sistemin daha az etkin olması,organizmadaki sistemlerin yavaşlamasına,halsizliğe,immün sistem bozukluğuna,kilo almaya yani yaşlanmaya neden olur. Son yıllardaki bilimsel araştırmalara göre,hormon replasmanı ile endokrin sistemdeki düzensizliğin giderilmesi yaşlanmaya karşı savaşta en etkin silahtır. Bugün birçok fonksiyon bozukluğu,bireysel hormon düzeyinde denge sağlanarak tedavi edilmektedir.  O halde hormonları kullanarak yaşlanmayı durdurabiliriz.

Kadında östrojen ve progesteron kullanılarak osteoporozun durdurulması, büyüme hormonu, DHEA ve DHEAS kullanılarak yapılan yerine koyma tedavilerin de kısmi iyileşmeler elde edilse de, hormonların yaşlanmayı durdurduklarına dair henüz net bir bilimsel kanıt saptanamamıştır.

3-Serbest radikaller : Serbest radikaller vücudumuzun normal metabolik faliyetleri sonucu oluşur. Dış halkaların da bir veya birden fazla sayıda eşleşmemiş elektoron taşıyan zararlı moleküllerdir. Ayrıca çevre faktörleri (Endüstri artıkları, güneş ışınları,ağır metaller, sigara, alkol, çeşitli kimyasallar v.s.)  tarafından olumsuz etkileniriz.  Serbest radikaller dokuda birikerek dokunun fonksiyonlarını engeller, böylece yaşlanma oluşur. Pek çok kronik hastalığın oluşumunda etkin rol oynarlar. Güneş ışınları ve sigara vücudumuzda serbest radikallerin oluşumunu hızlandırır.  Eğer serbest radikal DNA dan bir elektron çalarsa DNA zarar görür. Hergün bu olay onbinlerce kez tekrarlanır.

Serbest radikal oluşumunu önlemek için :

1- Az kalori alarak serbest radikal oluşumunu önleyin

2-Bol sebze, meyve, kurubaklagiller tüketin

3-Ölçülü bedensel aktivite yapın

4-Dünyaya iyimser bakın (meditasyon, yoga, sosyal ilişkiler, stersten uzak yaşayın)

Anti oksidanları kullanarak, serbest radikallerin bu olumsuz etkilerini ve oluşmalarını engelleyebiliriz, böylece dokunun yaşlanmasını önlemiş oluruz. Yeterli vitamin ve mineral alarak organizmayı dengeleyebiliriz. Antioksidanlar : E- Vitamini, C- vitamini, A-vitamini, Çinko,Selenyum, Magnezyum dur. Bu moleküller direk etkilerinin yanı sıra anti-oksidasyon  sistemimizi (  Süper oksit Dismutaz, katalaz, Glutatyon) aktive ederek organizmayı serbest radikallerden korur. Ençok rağbet gören ve meta haline getirilen ürünler bunlardır.

4-Eskime Teorisi: Kronolojik yaşlanma,Yaşam enerjimizin zamanla yavaşlaması ve tükenmesi teorisidir. Besinler, mitokondrilerde yakılarak enerjiye dönüşmektedirler. Bu sirkülasyon kronolojik olarak yavaşlayıp bozulmaktadır. Yani zamanla aşınma durumu.  Bize verilen yaşam enerjisini tükettiğimiz zaman ölüyoruz.  1930 larda ortalama yaşam 40-45 iken, şimdi 75-80 lere çıktı. Bulaşıcı hastalıklar, enfeksiyonlar, apandisitten ölümler artık yok . Jeanne Calment 1997 de 122 yaşında, Hüssein Shadlı 1999 da 148 yaşında öldü. Kronolojik yaş ve biyolojik yaş aynı şey değildir. Biyolojik yaşımızı genç tutmak mümkün. Metabolizmayı yavaşlatırsak, yaşlanmayı da yavaşlatmış oluruz.  Metabolizması hızlı olan fare, sinek gibi canlılar yaşam enerjisini çabuk tüketirken. Daha yavaş olan fil, kaplumbağa ve sürüngenler  çok uzun yaşamaktalar. Bir bal arısı 600 000 km uçma kapasitesine sahip bir yaşam enerjisi ile doğuyor. İşçi arı bu 600.000 km yi 6 ayda uçarak tüketiyor ve ölüyor. Ancak ana arı hiç kovandan çıkmadığından 5 yıl yaşayabiliyor.

Daha çok uyku, daha az stres, az yemek, az yorulmak, sonuçta rölanti de yaşamak… tabi ki bu  tarz bir uzun yaşamak size uygunsa

5- Bağışıklık Sistemi Teorisi : Bağışıklık sistemimiz yaşam süresince birçok mantar, bakteri, virus tarafından saldırıya uğramaktadır. Sürekli mücadele etmektedir.  Ayrıca oluşan atık maddeleri vücuttan atmaya çalışır. Zamanla dengesi bozulur ve yaşlanma kaçınılmaz olur.

Kemik iliği, Timüs bezi,lenf bezleri, tonsiller, barsaklar ve deri bağışıklık sisteminin ana öğeleridir.Yaşlılarda bağışıklık sisteminin zayıflamasında timüs bezinin küçülmesi çok önemlidir. 60 Yaşında normal bezin ancak %5 i kalır. Yabancı hücre ile kendi hücresini ayırt etme yeteneği azalır. Kanser ve latent enfeksiyonlar bu nedenle  bu yaş grubunda artmıştır. Timus ekstreleri ve bağışıklık sistemini güçlendiren detox ürünleri bu yaş grubunda daha çok  tercih edilir.

Sonuç : Konu oldukça önemli ve kapsamlı gibi görünmektedir. Yaşlı nüfusun artması bu konuya ilgiyi daha da arttırmaktadır. Kaliteli bir yaşam için, yaşam tarzı ve beslenmenin önemi hergün daha iyi anlaşılmaktadir. Bu da koruyucu hekimliğin altın kiymetinde olduğunu birkez daha göstermektedir.

1- Nazlıkul H. Hayatı Keşfet Alfa Bası yayıncılık, 2004, İstanbul

2- Saraçoğlu.İ.A, Bitkisel Sağlık rehberi, Şan Ofset, İstanbul, 2006

3-Yılmaztürk M, Antiaging,Remzi kitapevi,2005,istanbul

10.10.2007/Denizli