ANASAYFA BİYOGRAFİ SEMPOZYUM TEDAVİLER PROLOTERAPİ EĞİTİMLER MAKALELER VİDEOLAR İLETİŞİM

Homeopati

Avrupa, Amerika ve Hindistan’da yaygın olarak uygulanan bu tamamlayıcı tıp yöntemi, insanı bir bütün olarak ele alır,semptomlarla ilgilenmez, bütünsel olarak insanla ilgilenir. Homeopatik tedavide, doğanın değişik alanlarından seyreltilerek elde edilen ilaçlar, potantize edilerek kullanılır. Tedavinin ana prensibi ve amacı içimizde yaradılıştan varolan yaşam enerjisini normalize etmektir. Bunun için ilacın kimyasal etkisinden çok, enerjetik etkisi ve gücünden ve hatta ilacın ruhumdan yararlanılır.

Bu tedavi şeklinin etkili ve bilimsel bir yöntem olduğu, sağlıklı insan üzerinde binlerce kez ispatlanmış ve kabul edilmiştir. Homeopatik ilaçlar; bitkilerden, hayvanlardan, minerallerden ve insanlara veya hayvanlara ait hastalıklı dokulardan yüksek oranda seyreltilerek etkin hale getirilir. Belli bir seyreltme noktasından sonra artık ilacın elde edildiği madde yok olur ve sadece onun enerjisi veya o maddenin ruhu olarak nitelendirebileceğimiz kısmı kalır.

Temel prensibi şu şekilde açıklayabiliriz: sağlıklı bir insanda hastalığa yol açan bir madde, çok az miktarda alındığı takdirde sözkonusu hastalığı   tedavi eder. Bu süreç içinde hasta insanın sahip olduğu yaşam gücü aldığı ilaçla daha da güçlenerek harekete geçer ve vücudun kendi kendini iyileştirmesini sağlar.

Homeopatik tedavi genelde akut veya kronik hastalık tedavisi şeklinde uygulanır. Özellikle kronik hastalıkların tedavisi hastanın genel yapısına yani konstitusyonuna hitap eden bir ilaçla yapılır. Buna kontitusyonel ilaç denir.Akut hastalıkta hastanın kontitusyonundan sapmalar olur. Homeopat bu sapmaları tespit ederek yeni tabloya uygun remediyi (ilacı) bulur ve uygular. Konstitusyonel olarak sulphur olan bir kişi hasta olunca Belladona karakteri gösterebilir. O zaman hastaya Belladona verilir ve tekrar karekterinde sulfure dönüşüm sağlanır.

Homeopatinin başarı gösterdiği alanlar 

Homeopati şu hastalıklarda kullanılır veya şu hastalıklarda kullanılmaz tarzı bir yaklaşı, homeopatinin ruhuma, felsefesine aykırıdır. Biridi böyle bir soru soruyorsa onun homeopatiyi hiç bilmediğini ve allopatik bir bakışa sahip olduğunu hemen anlarız. Homeopati yaşam enerjisini regüle etmekte ve  tüm hastalıklarda başarı göstermektedir.

Homeopatinin Kısa Tarihi Homeopati “maddeler seyreltildikçe etki güçleri artar“ prensibine dayanmaktadır.- Bu prensip tarihte ilk defa antik Yunan döneminin en tanınmış hekimi olan Hippokrates tarafından farkedilmiştir. Daha sonra bu doğa yasası 16. yüzyılda Alman gezgin, Hekim ve Simyacı Paracelsus tarafından oldukça yoğun bir şekilde araştırılmıştır.

Fakat bu doğa prensiplerini ilk defa Doktor, Eczacı ve Kimyacı olan Samuel Hahnemann kendi üzerinde yaptığı denemelerle doğrulamış ve bu gücü hastalıkların tedavisinde kullanmayı bir bilim haline getirmiştir.Christian Friedrich Samuel Hahnemann 1755 de Almanya’nın Meissen şehrinde ( bugün Dresden’e bağlı) doğmuş. Tıp, eczacılık ve kimya öğrenimlerini bitirdikten sonra kısa bir süre hekim olarak çalışmış ve müteakiben bu şekilde doktorluk yapmayı red etmiş ve bildiği yedi dilde, çeviri yapmayı tercih etmiştir.

Çeviriler esnasında Kınakına ağacının (Latinamerika’nın tropik bölgesinde yetişir) kabuğunun sağlıklı bir insan tarafından alındığında malarya ( sıtma ) hastalığına benzer semptomlar gösterdiğini öğrenmiş ve kendi üzerinde bunu defalarca denemiştir. Bu şekilde tedavi yapılması kanısına varıp bir dizi deneme ve olumlu sonuçlar aldıktan sonra bunları ana eseri olan “Das Organon“ adlı kitabında bilimsel bir hale getirmiştir. Böylece Homeopati modern ve doğal bir tedavi yöntemi olarak doğmuştur.Hahnemann uzun süre Almanya’da Homeopat olarak hasta kabul görmüş  ve hayatının sonuna kadar (1843 / Paris) yaptığı araştırmalar hakkında çok sayıda kitap yazmıştır.